Kayıtlar

sınırlar - boundaries- grenzen

Resim
Sınır Tanımayan Doktorlar iyidir. İyileştirmek için sınır tanımazlar; insanı, milliyeti, dili, dini ayırt etmezler. Ama bir de “sınır tanımayan insanlar” var — onlar için hislerim o kadar iyi değil. Nerede susması gerektiğini bilmeyen, ne kadar içmesi gerektiğini kestiremeyen, başkasının hayatına müdahale etmemesi gerektiğini anlamayan insanlar… Sorulmadığı hâlde sürekli fikir beyan eden, her konuda bir “doğrusu” olan, ama kendi hayatının yanlışlarını asla fark etmeyen tipler… Peki bu insanlarla ne yapacağız? “Hayır” desen anlamıyorlar. “Sınırımı aşıyorsun” desen, sanki hiçbir şey söylememişsin gibi devam ediyorlar. Sanki senin alanın onların oyun bahçesiymiş gibi, sürekli girip çıkıyorlar. Oysa sınır, sadece fiziksel bir çizgi değildir; bir saygı ifadesidir. Birinin alanına saygı duymak, o kişiye değer vermektir. Ama bazı insanlar bunu anlamıyor. Çünkü onlar için “yakınlık” ile “müdahale” birbirine karışmış durumda. Kimi, sevdiğini zannederek haddini aşıyor; kimi, kendini öne...

Hissettiğimiz kadar - As much as we feel - So viel, wie wir fühlen

Resim
Hayatta her şey hissetmekle, bize ne hissettirdiğiyle ilgili değil midir? Bir kelimenin, bir bakışın, bir melodinin, bir sessizliğin… Bizde bıraktığı his kadar anlamı vardır. Belki de her şey, hissedebildiğimiz kadar anlam kazanıyordur. Birini anlayabilmek, bir ana değer verebilmek, bir olayı hafızamıza kazımak… hepsi hissetme kapasitemizle ilgilidir. Hissettiğimiz kadar anlarız. Hissettiğimiz kadar karşılık veririz. Ve belki de en sonunda, hissedebildiğimiz kadar yaşarız. Ve hissedebildiimiz kadar insanızdır belki de. Çünkü duygular olmadan hayat sadece bir akış olurdu; içinde biz olmazdık. Renkleri ayırt etmemizi sağlayan şey gözlerimiz değil, o renklerin içimizde uyandırdığı duygular değil midir? Belki de yaşam, hissetmenin cesaretini gösterebilenler için gerçekten yaşanıyordur. As Much as We Feel Isn’t everything in life about feeling—about what it makes us feel? A word, a glance, a melody, a silence… They carry meaning only as deeply as the feeling they leave within us...

George Orwell: Hayvan çiftliği sendromu - Animal farm syndrome - Farm der Tiere syndrom

Resim
Seçimle yönetime getirdiğimiz insanların, George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ndeki domuzlara dönüşmeden koltuklarından kalkacakları bir sistem kurmalıyız. Çünkü tarih defalarca gösterdi ve hala gösteriyor ki: Güç, denetlenmezse yozlaşıyor. En idealist görünenler bile bir süre sonra konforun, unvanın, alkışın içinde kendilerini kaybediyorlar. “Biz halk için buradayız” diyerek çıktıkları yolda, bir bakarsın halktan kopmuş, koltuğun gölgesine sığınmış hale gelmişler. Sorun sadece yöneticilerde değil aslında; bazen biz seçmenler de o koltuklara dokunulmazlık payesi veriyoruz. Sanki seçtiğimiz kişi eleştirilemezmiş, hesap vermek zorunda değilmiş gibi davranıyoruz. Oysa demokrasinin özü, sorgulama hakkıdır. Sorgulamadığın güç, seni temsil etmeyi bırakır; seni yönetmeye başlar. Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde domuzlar sonunda insanlardan ayırt edilemez hale gelmişti. Bugün de farkında olmadan aynı döngüyü izliyoruz belki. İşte bu yüzden, koltukları kutsallaştırmadan, kişilere tapınmadan, s...

Artic Cirle Laponya' dan Rutinime - From the Arctic Circle Lapland to My Routine - Vom Polarkreis Lappland zu meiner Routine

Resim
Geçtiğimiz hafta Finlandiya ve İsveç'i kapsayacak şekilde bir seyahat yaptık. Seyahatimiz oldukça atraksiyonluydu; Noel Babanın köyünün ziyareti, husky, ren geyiği ve kar motoru sürüşleri, kuzey ışıkları avı, buz otel ve benim için en heyecanlı kısmı buzkıran ile , buzlu denizde özel kıyafetler ile yüzme deneyimi. Bu hafta o anıların canlılığı ile geçiyor. Rutinimin bozulmasına açık bir insan değilim. Günlük düzenim, bana güven ve kontrol hissi veriyor. Fakat farkındayım ki hayatımda gerçekten fark yaratan hikâyeler, çoğu zaman rutinimin dışına çıktığım anlarda başlıyor. Seyahat etmeyi çok seviyorum. Yeni yerler görmek, farklı tatlar denemek, başka kültürleri hissetmek… Hepsi bana çok iyi geliyor. Ama ne zaman bir seyahat planlasam, içimi bir endişe dalgası kaplıyor: Ya bir şey unutursam? Sonra kendime hatırlatıyorum: Unut, ne olacak ki? Gittiğin yerden alırsın. Ya bir şey olursa? diyorum; Olabilir, seyahate çıkmasan da birşeyler olabilir. Bu küçük iç konuşmalarla kendimi rah...

Bu Kadar Yakın, Bu Kadar Uzak- So Close, Yet So Far -So nah und doch so fern

Resim
Bazen düşünüyorum; politikacıların sermayedarlarla el ele verip tüm dünyada, milyonlarca insanı taraf yapmaya çalıştığı o büyük düzeni… Herkesi bir yere ait olmaya, birine karşı durmaya, bir grubun parçası gibi hissetmeye zorluyorlar. Oysa gerçekte, çoğumuzun derdi bambaşka, sadece güzel bir hayat sürmek... Hepimiz akşam ne pişireceğimizi, ne yiyeceğimizi düşünüyoruz. 3. dünya savaşı çıkcak mı diye endişeleniyoruz. Çocuğumuzun bizden istediği bir şeyi bütçemize göre ne zaman alabileceğimizi planlıyoruz. Şanslıysak, belki önümüzdeki yaz tatile nereye gidebileceğimizi konuşuyoruz. Biraz huzur, biraz güven, biraz da sevdiklerimizle vakit geçirebileceğimiz alanlar arıyoruz. Endişelerimiz ortak. Sevinçlerimiz, korkularımız, planlarımız benzer. O zaman nasıl oluyor da birbirimize bu kadar yabancılaşabiliyoruz? Nasıl oluyor da aynı gökyüzünün altında yaşarken, bu kadar uzak düşebiliyoruz? Belki de politikacılar bizi bölmeye çalışırken biz farkında olmadan kendi kalelerimizi örüyoruz — “b...

farklılıkları sevmek - loving differences - unterschiede lieben

Resim
Kızım üniversiteye kayıt yaptırdı. Ağustos ve Eylül ayları, onun kaydı, yaşayacağı ev ve yeni düzeniyle ilgili telaşlarla geçti. Ekim başında ise okul açılmadan önce bir hafta boyunca online oryantasyon eğitimleri oldu. O programlardan birinde, kulüp çalışmaları kapsamında şu cümle geçti: “Ortak hedef için aynı düşünmeseniz de, birlikte çalışıp hedefe varmayı öğreniyorsunuz.” O cümle içimde derin bir düşünceler bıraktı. Çünkü tam da hayatın birçok alanında olması gerektiği gibi, gençlere “farklı düşünebilirsin; önemli olan birlikte çalışabilmek” öğütleniyordu. Ve o anda bu cümle ülkemde ve dünyada olanlara karşı hissettiklerimle birleşti. Öncelikle ülkem ve insanlarını ele alırsam ; hepimiz kendimizce ülkemizi seviyoruz; herkes barış, huzur ve refah istiyor. Peki o zaman nasıl oldu da yıllar içinde bu kadar parçalandık? Nasıl oldu da politikacıların, çıkar gruplarının oyunlarına gelerek birbirimizi karşıt, bazen de düşman gibi görür hâle geldik? Daha geniş bir açıdan dünyaya ba...

evlilik - marriage - ehe

Resim
Evlenmek kolay. Bir imza, bir merasim, birkaç güzel dilek… Ama bir evliliği sürdürmek, işte o gerçekten emek isteyen, sabırla ve anlayışla örülmesi gereken bir yolculuk. Yani evliliğin sürmesine gönlümüzün olması gerekiyor Bizim dilimizde evli olduğun kişiye kocam ya da karım demenin yanında bir de “eşim” dersin. Güzel bir kelimedir “eş”. Çünkü sadece “evlendiğim kişi” anlamına gelmez; “denk olan, karşılığı olan” demektir. Ama düşününce… bu ne kadar büyük bir beklenti aslında. İkiz kardeşinin bile her konuda dengin olamayacağı bir hayatta, belki de başta sana tamamen yabancı olan birine “denk” payesi veriyorsun. Onun seninle aynı hızda, aynı duyguda, aynı düşüncede olmasını bekliyorsun. Belki de ilişkileri zorlaştıran tam olarak bu — sürekli bir “denk olma” beklentisi. Oysa hayat, insan, duygu — hiçbir şey sabit değil. Bugün denk olduğun kişiyle, yarın bambaşka yerlerde olabiliyorsun. Gerçek emek, o denklik kaydığında yeniden birbirine yaklaşabilmekte. Aynı frekansı yeniden bulma...