Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sevmek ve gıcık olmak - loving and being annoyed - lieben und gleichzeitig genervt sein

Resim
İnsan evlendiğinde ya da uzun süreli bir ilişki yaşadığında ilginç bir gerçekle karşılaşıyor: Bir insanı aynı anda hem çok sevip hem de bazı huylarına inanılmaz derecede gıcık olabiliyorsunuz. Hatta bazen dışarıdan bakıldığında çok küçük görünen bir alışkanlık, yıllar içinde insanın sinirini en çok bozan şeylerden biri hâline gelebiliyor. Islak havluyu yatağın üstüne bırakmak,ocağın altını çok açıp her yere yağ sıçratmak, geç kalmak, aynı şeyi defalarca anlatmak, dağınıklık, unutkanlık, inatçılık… Liste uzayıp gidiyor. Ama galiba uzun ilişkilerin sırrı, karşımızdaki insanın tüm huylarını mükemmel bulmakta değil; bazı huylarına rağmen onunla kalmayı istemekte yatıyor. Çünkü gerçek hayat, romantik filmlerdeki gibi sürekli kusursuz uyumdan oluşmuyor. İki farklı insanın aynı evde, aynı hayatın içinde uzun yıllar birlikte kalabilmesi zaten başlı başına büyük bir emek istiyor. Bence bu noktada en önemli şeylerden biri, öncelikle “geçinmeye gönlünün olması.” Çünkü insan gerçekten ili...

arkadaşlık- frienship - freundschaft

Resim
Bazı insanlar arkadaşlığı, sürekli birbirini onaylamak sanıyor. Sanki gerçek dostluk, hiç tartışmamak, hiç kırılmamak ve her konuda aynı düşünmekten ibaretmiş gibi… Oysa hayatın içinde gerçekten yakın olduğumuz insanlarla yaşadığımız ilişkiler, bundan çok daha karmaşık oluyor. İki insanın her konuda aynı düşünmesi zaten mümkün değildir. Farklı geçmişler, farklı karakterler, farklı hassasiyetler vardır. Bazen biri daha duygusal yaklaşır, diğeri daha mantıklı. Bazen biri daha fazla ilgi beklerken, diğeri yalnız kalmaya ihtiyaç duyar. Yakınlık olan yerde farklılık da olur. Asıl mesele, bu farklılıklara rağmen ilişkinin ayakta kalıp kalamayacağıdır. Gerçek arkadaşlık yalnızca güzel günlerde yan yana durmak değildir. Bazen anlaşamamak, kırılmak, uzaklaşmak ama buna rağmen birbirini tamamen silip atmamak da dostluğun bir parçası değil midir? Çünkü insan ilişkileri kusursuz değildir. Her kırgınlık ilişkiyi bitirmek zorunda değildir. Her fikir ayrılığı da sevgisizliğin kanıtı değildir....

mutlu yaş almak - aging happily - glücklich älter werden

Resim
Bazı yaşlı insanlara denk gelirsiniz, yaş aldıkça yüzüne yalnızca yılların değil, kırgınlıkların da yerleştiği insanlar. Sürekli şikâyet eden, en küçük şeyde öfkelenen, çevresiyle kavgalı yaşayan, hatta bazen yoluna rastgele çıkan bir yabancıya bile tahammül edemeyen insanlar… Onlara baktığımda çoğu zaman yalnızca “huysuzluk” görmüyorum. Daha derinde başka bir şey hissediyorum: Geç kalmışlık. Sanki hayatları boyunca gerçekten istedikleri hayatı yaşayamamışlar gibi. Belki hep ertelemişler, belki korkmuşlar, belki başkalarının beklentilerine göre yaşamışlar. Belki içlerinden geçen şeyleri yapmak yerine “olması gereken” hayatın içinde sıkışıp kalmışlar. Ve yıllar geçtikçe bazı şeylerin geri gelmeyeceğini fark ettikçe, o noktada kırgınlık yalnızca insanlara değil, bazen insanın kendisine yöneliyor sanki. Kendi seçimlerine kızgın insanlar görüyorum bazen. “Keşke”leri çok büyümüş insanlar. Ve sanırım en ağır yüklerden biri de bu: Geriye dönüp baktığında, yaşanmamış bir hayat hissiyle...

insan: yalnız ama sosyal varlık - human: alone, yet social - der mensch: allein, aber sozial

Resim
İnsan hayatı çoğu zaman iki uç arasında salınıyorr: Bir yanda “yalnız da ayakta kalabilmeliyim” düşüncesi, diğer yanda ise insanın doğası gereği başka insanlara ihtiyaç duyan sosyal bir varlık olduğu gerçeği. Modern dünyada bu iki durum çoğu zaman birbirine zıt gibi gösteriliyor. Oysa sağlıklı bir yaşam, tam da bu ikisinin arasında kurulan dengede şekilleniyor. Yalnız kalabilmek bir güç. İnsan, kendi sessizliğiyle baş başa kalabildiğinde kim olduğunu daha net görüyor. Sürekli bir kalabalığın, mesaj trafiğinin ya da onay ihtiyacının içinde yaşayan biri zamanla kendi iç sesini kaybedebilir. Yalnızlık bazen düşünmek, toparlanmak, dinlenmek ve kendini yeniden inşa etmek için gerekli bir alan olabilir. Kendi başına kahve içebilmek, yürüyüşe çıkabilmek, bir problemi tek başına çözebilmek ya da sadece sessizce oturabilmek; insanın içsel dayanıklılığını gösterir. Ancak mesele şu ki, insan tamamen yalnız yaşayabilen bir canlı değildir. En güçlü görünen insanlar bile anlaşılmaya, görülmey...

bağlıyız - all connected - alle sind miteinander verbunden

Resim
hepimiz birbirimizin sebebi oluyoruz kimi zaman iyi kimi zaman kötü... sabah eşim işe giderken , yola mazot döküldüğü ve yol kayganlaştığı için zincirleme bir kazaya karışmış.... kendisine bir şey olmamış, arabasında da büyük hasar yok ancak arabasında büyük hasar olanlar, motoru ile kayıp düşenler var.... şimdi burada kim sorumlu; aracının mazot deposu delik olan sürücü mü? O aracı fenni muayeneden geçiren görevli mi? Son gittiği bakımda servis hizmeti veren kişi/ kurum mu? ya da aracın servise gitmesi gerekiyorduysa gitmesine izin vermeyen yetkili mi?... bu liste böyle uzayıp gider... yani aslında birbirimize ne kadar bağlıyız ve birbirimizde nelere sebep olabiliriz.... hepimizin başkaları için güzelliklere, iyiliklere vesile olmasını temenni ederim ... all connected We all become reasons in each other’s lives — sometimes for good, sometimes for bad... This morning, while my husband was driving to work, he got involved in a chain-reaction accident because diesel fuel had spi...

Handmaid's Tale

Resim
Bazı hikâyeler vardır; izlerken yalnızca bir kurguya tanıklık ettiğinizi sanırsınız, ancak aslında çok daha derin bir gerçekle yüzleşirsiniz. The Handmaid’s Tale tam da böyle bir deneyim sunuyor. İzlerken hissettiğim dehşet, üzüntü ve gözyaşları yalnızca karakterlerin yaşadıklarına değil; insanlığın geçmişte yaptıklarına, bugün yapabildiklerine ve yarın yapma ihtimaline duyulan bir üzüntü. Dizi, insanın “inanç” ya da “kutsal değerler” adı altında başka insanlara neler yapabileceğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu, sadece bir distopya değil; tarihte defalarca yaşanmış, farklı coğrafyalarda hâlâ yaşanmakta olan ve ne yazık ki gelecekte de yaşanma riski taşıyan bir gerçekliğin yansıması. En sarsıcı taraflarından biri ise demokrasinin ve kazanılmış hakların ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatması. Bugün “olmaz” dediğimiz birçok şeyin, uygun koşullar oluştuğunda nasıl hızla “olabilir” hale geldiğini görmek ürkütücü. Haklar bir kez kazanıldı diye sonsuza kadar garanti al...

Japonya ve Güney Kore - Japan and South Korea - Japan und Südkorea

Resim
Nisan ayının başında, sakura mevsiminin en büyüleyici zamanında Japonya ve Güney Kore’yi kapsayan iki haftalık bir seyahat yapma fırsatı bulduk. Bu yolculuk, yalnızca bir tatil değil; aynı zamanda iki farklı kültürü derinlemesine gözlemlediğimiz, karşılaştırdığımız ve hissettiğimiz bir deneyim oldu. Japonya’ya adım attığımız andan itibaren doğası ve atmosferi beni etkisi altına aldı. Her şeyin bu kadar düzenli, sistematik ve temiz olması gerçekten hayranlık uyandırıcıydı. İlginç olan şu ki, neredeyse hiçbir yerde çöp kutusu görmedim. Buna rağmen sokaklar tertemizdi. Gün içinde oluşan tüm çöplerimizi yanımızda taşıyıp otel odasına götürmek başta garip gelse de, bu sistemin nasıl kusursuz işlediğini görmek etkileyiciydi. Japon insanı ise ilk bakışta biraz mesafeli ve duygularını çok dışa vurmayan bir profil çiziyor. Sokakta gördüğüm kadarıyla çok mutlu göründüklerini söyleyemem; ancak elbette bu, kısa süreli gözlemlerle yapılabilecek sınırlı bir çıkarım. Davranış kalıpları oldukça k...

Her Sorunun Cevabı Olmak Zorunda Mı?- Does Every Question Have to Be Answered? - Muss jede Frage beantwortet werden?

Resim
Hem özel hayatımda hem iş hayatımda sık sık aynı hissi yaşıyorum: Her soruya, hemen cevap vermem gerekiyormuş gibi bir telaş. Bazen bu telaş, gerçekten önemli sorular için değil; anlamsız, hatta saçma sorular için bile ortaya çıkıyor. İçimde sürekli bir acelecilik var, sanki hemen cevap vermek bir zorunlulukmuş gibi, sanki cevap vermek bir görevmiş te ben bunu gecikmeden yerine getirmeliymişim gibi. Ama son zamanlarda fark ettim ki, belki de her soru gerçekten bir cevabı hak etmiyordur. Bazen sessizlik te bir cevap olabilir. Anlamsız sorulara bile cevap vermek zorunda hissetmek yorucu oluyor ve ben artık bu yorgunluğu istemiyorum. Şimdi kendime şunu hatırlatıyorum: Her soruya cevap vermek zorunda değilim. Bazı sorulara sessiz kalmak, daha çok şey anlatabilir. Ve belki de en önemlisi, bu sayede hem kendimi korurum hem de yaşamın temposunu biraz yavaşlatabilirim. Does Every Question Have to Be Answered? Both in my personal life and in my professional life, I often experience the...

neden bu ısrar? why this insistence?- warum diese Hartnäckigkeit?

Resim
neyin ısrarı? Bazen bir şeyi tamamen mantık çerçevesinde anlatırsınız. Neden yapılmaması gerektiğini açıkça söylersiniz. Ama bazı insanlar, tüm bu açık ifadeye rağmen aynı şeyi yapmaya devam eder. Gerçekten gıcık oluyorum. İçimden “Derdiniz ne?” diye sormak geliyor. Ve aynı zamanda düşünmeden edemiyorum: “Gerçekten açıkça ilettiğim bu talepte , anlamadığınız ne?” Güzelce talep ediyorum, anlayış gösterip çözmek var iken. Tatlı uyarılara rağmen devam edip, illa karşınızdakinin tepesini attırıp, tamam bir daha yapmam noktasına gelmenin ne anlamı var? Ne oldu? Çocukluğunuzda size çizilmeyen sınıra mı vardınız? Size böyle davranılınca, daha mı iyi oldu? Bu mudur, kendinize reva gördüğünüz davranış biçimi? Peki , ben mutlu muyum acaba böyle davranmak zorunda kalmaktan? Bunu hiç düşündünüz mü? Size söylenen bir sözü anlamak için neden iletişimde bu yüksek perdeye ve gerilime ihtiyaç duyuyorsunuz? Sevimsiz bir insanlık hali. Belki mesele sadece iletişim değildir, altında başka şeyler ...

Bir Anın Gücü - The Power of a Moment - Die Kraft eines Moments

Resim
Kızım bir ödev kapsamında hayatında onu en çok etkileyen anı tarif etmiş. Okumamız için bize de gönderdi ve okuyunca gördüm ki anın içinde biz de vardık. Ve, bu anın etkileyiciliğini sadece manzaranın güzelliğine değil, ailece paylaşılan bir an olmasına bağlamış. Bunun beni ne kadar mutlu ettiğini tarif bile edemiyorum. Şu dönemde zaman zaman büyüme halleri ile baş etmeye çalışırken kendimi yetersiz, bazen başarısız hissedebiliyorum. Ama bu yazı, bana doğru yolda olduğumuzu, sevgi ve birlikte geçirilen zamanın en değerli şey olduğunu tekrar hatırlattı. O an, bir manzara kadar göz alıcı olmasa da, kalbimizde bıraktığı izle büyüyor. İşte bu yüzden umut doluyum; çünkü bazen en büyük sevgi, birlikte paylaşılan küçük anlarla hatırlatıyor kendisini. The Power of a Moment As part of an assignment, my daughter described the moment in her life that affected her the most. She sent it to us so we could read it, and when I did, I realized that we were part of that moment as well. What ...

Hırs mı, azim mi? - Ambition or Determination? - Ehrgeiz oder Entschlossenheit?

Resim
Hayatta ilerlerken çoğu zaman “hırslı olmalısın” denir. Hırs, çoğu zaman rakipleri geçme, başkalarını geride bırakma isteğini barındırır. Oysa ben hırsa değil, azme inanıyorum. Azim, kendi en iyi haline ulaşma çabasıdır. Başkalarıyla yarışmak yerine, kendi potansiyelini keşfetmek, her gün biraz daha ileriye gitmektir. Azim, sabırla, kararlılıkla ve inançla yürünen bir yolculuktur. Herkese gönlünden geçenlere ulaşma yolculuğunda azim dolu günler diliyorum. Bence, gerçek başarı başkalarını geçmek değil; kendi sınırlarını aşmak, kendi hikâyeni en iyi şekilde yazmaktır. Ambition or Determination? As we move forward in life, we are often told that we must be ambitious. Ambition frequently carries the desire to surpass competitors and leave others behind. Yet I do not believe in ambition—I believe in determination. Determination is the effort to reach one’s best self. Rather than competing with others, it is about discovering your own potential and moving a little further each day...

Latin Kadınlar - Latin Women - Lateinamerikanische Frauen

Resim
İzlediğim Hollywood film ve dizilerinde, hatta Latin Amerika yapımlarında bile Latin kadınların çoğunlukla gürültücü, duygularına hâkim olamayan, aşırı tepkisel bireyler olarak resmedildiğini fark ediyorum. Bu tekrar eden temsil biçiminin tesadüf olduğunu sanmıyorum; bu sinemanın ve televizyonun yıllardır yeniden ürettiği kültürel kalıpların bir sonucu gibi duruyor. Peki neden böyle? Çünkü stereotipler hikâyeyi kolaylaştırıyor. Sinema ve diziler, özellikle ana akım yapımlar, karakterleri derinlemesine inşa etmek yerine çoğu zaman klişelere yaslanıyor. Çünkü stereotipler, izleyiciye karakteri hızlıca tanıtmanın kolay bir yolu ve latin kadınlar söz konusu olduğunda bu klişe; yüksek sesle konuşan, dramatik, tutkulu ama kontrolsüz figür olarak şemalanmış. Bu temsiller, karakteri anlaşılır kılmak yerine indirgiyor aslında. Kadını bir birey olmaktan çıkarıp tek bir duygusal tona hapsediyor. Buna tutkunun karikatürleşmesi de diyebiliriz. Latin kültürleri genellikle tutkulu olarak tanıml...

Yalnızlık Senfonisi - Symphony of Solitude - Sinfonie der Einsamkeit

Resim
Hepimiz yalnızız.Çocuğumuz, bir ailemiz ve arkadaşlarımız olsa bile ... Ve aslında yalnızlığımızı kabullendiğimiz ölçüde özgürüz. Bu kabulleniş, acı değil; huzur getiriyor. Çünkü insan, kendi iç sesine kulak vermeyi, kendi varlığının yükünü ve huzurunu taşımayı öğrendiğinde kimseye “tamamlanmak” için ihtiyaç duymuyor. Yalnızlık bir eksiklik değil, kendinle kurduğun en dürüst ilişki oluyor. Ve bu kabul bizi birçok hatadan koruyabiliyor; Sırf yalnız kalmamak adına doğru hissetmediğimiz yerlerde bulunmaktan… Bize iyi gelmeyen insanlar için zaman harcamaktan … Sessizliğin içinde huzur bulmayı öğrenmek gerekiyor. Çünkü bazen kalabalıkların ortasında da yalnızız; ve bazen tek başımıza ama hiç olmadığımız kadar huzurluyuz. Yalnızlığı kabullenmek, bir boşluk değil; bir farkındalık hâli. Kendine yetebilmenin, kendinle iyi geçinebilmenin en dürüst biçimi. Belki de özgürlük, birine ihtiyaç duymadan ve ona tutunmadan sevebilmekte saklıdır. Symphony of Solitude We are all alone. Even if...

sınırlar - boundaries- grenzen

Resim
Sınır Tanımayan Doktorlar iyidir. İyileştirmek için sınır tanımazlar; insanı, milliyeti, dili, dini ayırt etmezler. Ama bir de “sınır tanımayan insanlar” var — onlar için hislerim o kadar iyi değil. Nerede susması gerektiğini bilmeyen, ne kadar içmesi gerektiğini kestiremeyen, başkasının hayatına müdahale etmemesi gerektiğini anlamayan insanlar… Sorulmadığı hâlde sürekli fikir beyan eden, her konuda bir “doğrusu” olan, ama kendi hayatının yanlışlarını asla fark etmeyen tipler… Peki bu insanlarla ne yapacağız? “Hayır” desen anlamıyorlar. “Sınırımı aşıyorsun” desen, sanki hiçbir şey söylememişsin gibi devam ediyorlar. Sanki senin alanın onların oyun bahçesiymiş gibi, sürekli girip çıkıyorlar. Oysa sınır, sadece fiziksel bir çizgi değildir; bir saygı ifadesidir. Birinin alanına saygı duymak, o kişiye değer vermektir. Ama bazı insanlar bunu anlamıyor. Çünkü onlar için “yakınlık” ile “müdahale” birbirine karışmış durumda. Kimi, sevdiğini zannederek haddini aşıyor; kimi, kendini öne...

Hissettiğimiz kadar - As much as we feel - So viel, wie wir fühlen

Resim
Hayatta her şey hissetmekle, bize ne hissettirdiğiyle ilgili değil midir? Bir kelimenin, bir bakışın, bir melodinin, bir sessizliğin… Bizde bıraktığı his kadar anlamı vardır. Belki de her şey, hissedebildiğimiz kadar anlam kazanıyordur. Birini anlayabilmek, bir ana değer verebilmek, bir olayı hafızamıza kazımak… hepsi hissetme kapasitemizle ilgilidir. Hissettiğimiz kadar anlarız. Hissettiğimiz kadar karşılık veririz. Ve belki de en sonunda, hissedebildiğimiz kadar yaşarız. Ve hissedebildiimiz kadar insanızdır belki de. Çünkü duygular olmadan hayat sadece bir akış olurdu; içinde biz olmazdık. Renkleri ayırt etmemizi sağlayan şey gözlerimiz değil, o renklerin içimizde uyandırdığı duygular değil midir? Belki de yaşam, hissetmenin cesaretini gösterebilenler için gerçekten yaşanıyordur. As Much as We Feel Isn’t everything in life about feeling—about what it makes us feel? A word, a glance, a melody, a silence… They carry meaning only as deeply as the feeling they leave within us...