Kayıtlar

Değişen roller - Changing roles - Rollenwechsel

Resim
Bizde balkonda oturmak, vakit geçirmek, bir kahve içmek ya da sadece günün akışını izlemek günlük hayatın küçük ama vazgeçilmez keyiflerinden biridir. Havalar müsaade ettiği sürece balkon, hayatımızda önemli bir yer kaplar. Bazen uzun sohbetlerin, bazen sessizliğin, bazen de hiçbir şey yapmadan geçirilen güzel saatlerin mekânıdır. Annemle babam için de balkonun ayrı bir yeri var. Ne yazık ki ikisi de hâlâ sigara içiyor. Artık en azından evin içinde içmiyorlar ama biz küçükken, o zamanlar pek çok evde olduğu gibi, evde de içerlerdi. Şimdi balkon, onların günlük rutinlerinin bir parçası. Biraz oturdukları, sohbet ettikleri, gün içinde defalarca uğradıkları kendi küçük alanları. Yıllardır balkonda kullandıkları bir masa ve sandalye takımları vardı. Ancak yaşları ilerledikçe, sanırım sandalyelerde uzun süre oturmak onlar için eskisi kadar rahat olmamaya başladı. Daha konforlu bir şey istiyorlardı. Uzun zamandır balkonlarına koltuklu bir takım almayı düşünüyorlardı. Bir ara annemle...

Kadınlar Neden Yola Çıkmak İstiyor? - Why Do Women Feel the Urge to Set Out? - Warum verspüren Frauen den Drang, aufzubrechen?

Resim
Kendimden ve etrafımdaki kadınlardan yola çıkarak şunu düşünüyorum: Biz kadınlar, erkeklere kıyasla gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi daha çok seviyoruz. Bu yalnızca kişisel bir his değil; sohbetlerde, planlarda ve hayallerde sıkça karşıma çıkan ortak bir eğilim. Geçtiğimiz günlerde çiftlerden oluşan bir arkadaş yemeğinde bu düşüncem daha da netleşti. Erkeklerin konuşmalarından çıkan ortak sonuç, yerinde kalmanın onlar için daha cazip olduğu yönündeydi. Bildikleri alanlar, alışkanlıklar ve rutinler yeterince konforluydu. Kadınlarsa yeni rotalardan, gidilecek şehirlerden, “bir sonraki seyahat” ihtimalinden söz ediyordu. Bu yemekten sonra eşim bana şöyle sordu: “Siz kadınlar neden gezmeyi daha çok seviyorsunuz acaba?” Cevabı hiç düşünmeden verdim: “Belki de bizi zamanında mağaralara ve evlere çok kapattınız ondandır.” Bu cümle ağzımdan çıktığında, hem spontane hem de fazlasıyla anlamlıydı. Çünkü içinde sadece bir şaka değil, tarihsel bir gerçeklik de vardı. Geçmiş dönemlerde kad...

Anne ve Baba ile Hesaplaşmayı Ertelememek - Not Postponing the Reckoning with Our Parents - Die Auseinandersetzung mit den Eltern nicht aufschieben

Resim
Mümkünse anne ve baba ile ilgili hesaplaşmaları onlar hayattayken bitirmek ve bir sulhe varmak, insanın iç dünyası için son derece önemlidir. Çünkü ebeveynlerle kurulan ilişki, yalnızca çocukluk yıllarına ait bir bağ değildir; hayatın tamamına yayılan, kişiliği ve duygusal dünyayı şekillendiren temel bir zemindir. Söylenemeyen sözlerin ağırlığı, anne ya da baba hayattayken dile getirilmeyen kırgınlıklar, bastırılan öfkeler ve ertelenen yüzleşmeler, zamanla insanın içinde sessiz bir yüke dönüşür. “Bir gün konuşurum” denilen meseleler, çoğu zaman o gün hiç gelmediği için yarım kalır. Ebeveyn bu hayattan gittiğinde ise geriye cevaplanmamış sorular ve söylenememiş cümleler kalır. Bu yarım kalmışlık hissi, insanın iç dünyasında derin bir boşluk yaratır ve gidenle bitmeyen hesap başlar. Anne ya da babasını bu barışı sağlayamadan kaybeden insanların sanki bir tarafı hep eksik kalır. Bu eksiklik her zaman net bir acı olarak hissedilmez; bazen huzursuzluk, bazen sürekli bir arayış, bazen de...

İlişkilerde Alma–Verme Dengesi: Sevgi Uğruna Kendinden Vazgeçmek - The Balance of Give and Take in Relationships: Losing Yourself for the Sake of Love - Das Gleichgewicht von Geben und Nehmen in Beziehungen: Sich selbst für die Liebe aufzugeben

Resim
Her ilişkide alma–verme dengesinin korunması gerektiğine inanıyorum. Bu denge bozulduğunda, ilişkilerin bozulması da çoğu zaman uzun sürmüyor. Özellikle de “daha çok sevilmek” adına sürekli veren tarafta olmak, sanıldığının aksine ilişkiyi güçlendirmiyor; aksine yavaş yavaş tüketiyor. Peki denge neden bu kadar önemli? İlişkiler yalnızca duygularla değil, karşılıklı emekle ayakta kalıyor. Sevgi, ilgi, anlayış, zaman ve saygı… Bunların tek taraflı aktığı bir yerde bir süre sonra yorgunluk başlıyor. Çünkü insan, fark edilmeye, değer görmeye ve karşılık almaya ihtiyaç duyuyor. Sürekli veren ama karşılığını alamayan kişi, zamanla kendini değersiz hissetmeye başlıyor. Bu noktada sorun “çok sevmek” değil. Sorun; sevilmek uğruna sınırlarını yok saymak ve kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmak. Sıkça karşılaşılan bir düşünce var: Daha çok sevilmek için daha çok vermek yanılgısı “Ne kadar çok verirsem, o kadar çok sevilirim.” Oysa gerçek hayatta bu denklem çoğu zaman böyle işlemiyor. S...

sevmek ve gıcık olmak - loving and being annoyed - lieben und gleichzeitig genervt sein

Resim
İnsan evlendiğinde ya da uzun süreli bir ilişki yaşadığında ilginç bir gerçekle karşılaşıyor: Bir insanı aynı anda hem çok sevip hem de bazı huylarına inanılmaz derecede gıcık olabiliyorsunuz. Hatta bazen dışarıdan bakıldığında çok küçük görünen bir alışkanlık, yıllar içinde insanın sinirini en çok bozan şeylerden biri hâline gelebiliyor. Islak havluyu yatağın üstüne bırakmak,ocağın altını çok açıp her yere yağ sıçratmak, geç kalmak, aynı şeyi defalarca anlatmak, dağınıklık, unutkanlık, inatçılık… Liste uzayıp gidiyor. Ama galiba uzun ilişkilerin sırrı, karşımızdaki insanın tüm huylarını mükemmel bulmakta değil; bazı huylarına rağmen onunla kalmayı istemekte yatıyor. Çünkü gerçek hayat, romantik filmlerdeki gibi sürekli kusursuz uyumdan oluşmuyor. İki farklı insanın aynı evde, aynı hayatın içinde uzun yıllar birlikte kalabilmesi zaten başlı başına büyük bir emek istiyor. Bence bu noktada en önemli şeylerden biri, öncelikle “geçinmeye gönlünün olması.” Çünkü insan gerçekten ili...

arkadaşlık- frienship - freundschaft

Resim
Bazı insanlar arkadaşlığı, sürekli birbirini onaylamak sanıyor. Sanki gerçek dostluk, hiç tartışmamak, hiç kırılmamak ve her konuda aynı düşünmekten ibaretmiş gibi… Oysa hayatın içinde gerçekten yakın olduğumuz insanlarla yaşadığımız ilişkiler, bundan çok daha karmaşık oluyor. İki insanın her konuda aynı düşünmesi zaten mümkün değildir. Farklı geçmişler, farklı karakterler, farklı hassasiyetler vardır. Bazen biri daha duygusal yaklaşır, diğeri daha mantıklı. Bazen biri daha fazla ilgi beklerken, diğeri yalnız kalmaya ihtiyaç duyar. Yakınlık olan yerde farklılık da olur. Asıl mesele, bu farklılıklara rağmen ilişkinin ayakta kalıp kalamayacağıdır. Gerçek arkadaşlık yalnızca güzel günlerde yan yana durmak değildir. Bazen anlaşamamak, kırılmak, uzaklaşmak ama buna rağmen birbirini tamamen silip atmamak da dostluğun bir parçası değil midir? Çünkü insan ilişkileri kusursuz değildir. Her kırgınlık ilişkiyi bitirmek zorunda değildir. Her fikir ayrılığı da sevgisizliğin kanıtı değildir....

mutlu yaş almak - aging happily - glücklich älter werden

Resim
Bazı yaşlı insanlara denk gelirsiniz, yaş aldıkça yüzüne yalnızca yılların değil, kırgınlıkların da yerleştiği insanlar. Sürekli şikâyet eden, en küçük şeyde öfkelenen, çevresiyle kavgalı yaşayan, hatta bazen yoluna rastgele çıkan bir yabancıya bile tahammül edemeyen insanlar… Onlara baktığımda çoğu zaman yalnızca “huysuzluk” görmüyorum. Daha derinde başka bir şey hissediyorum: Geç kalmışlık. Sanki hayatları boyunca gerçekten istedikleri hayatı yaşayamamışlar gibi. Belki hep ertelemişler, belki korkmuşlar, belki başkalarının beklentilerine göre yaşamışlar. Belki içlerinden geçen şeyleri yapmak yerine “olması gereken” hayatın içinde sıkışıp kalmışlar. Ve yıllar geçtikçe bazı şeylerin geri gelmeyeceğini fark ettikçe, o noktada kırgınlık yalnızca insanlara değil, bazen insanın kendisine yöneliyor sanki. Kendi seçimlerine kızgın insanlar görüyorum bazen. “Keşke”leri çok büyümüş insanlar. Ve sanırım en ağır yüklerden biri de bu: Geriye dönüp baktığında, yaşanmamış bir hayat hissiyle...