Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sınırlar - boundaries- grenzen

Resim
Sınır Tanımayan Doktorlar iyidir. İyileştirmek için sınır tanımazlar; insanı, milliyeti, dili, dini ayırt etmezler. Ama bir de “sınır tanımayan insanlar” var — onlar için hislerim o kadar iyi değil. Nerede susması gerektiğini bilmeyen, ne kadar içmesi gerektiğini kestiremeyen, başkasının hayatına müdahale etmemesi gerektiğini anlamayan insanlar… Sorulmadığı hâlde sürekli fikir beyan eden, her konuda bir “doğrusu” olan, ama kendi hayatının yanlışlarını asla fark etmeyen tipler… Peki bu insanlarla ne yapacağız? “Hayır” desen anlamıyorlar. “Sınırımı aşıyorsun” desen, sanki hiçbir şey söylememişsin gibi devam ediyorlar. Sanki senin alanın onların oyun bahçesiymiş gibi, sürekli girip çıkıyorlar. Oysa sınır, sadece fiziksel bir çizgi değildir; bir saygı ifadesidir. Birinin alanına saygı duymak, o kişiye değer vermektir. Ama bazı insanlar bunu anlamıyor. Çünkü onlar için “yakınlık” ile “müdahale” birbirine karışmış durumda. Kimi, sevdiğini zannederek haddini aşıyor; kimi, kendini öne...

Hissettiğimiz kadar - As much as we feel - So viel, wie wir fühlen

Resim
Hayatta her şey hissetmekle, bize ne hissettirdiğiyle ilgili değil midir? Bir kelimenin, bir bakışın, bir melodinin, bir sessizliğin… Bizde bıraktığı his kadar anlamı vardır. Belki de her şey, hissedebildiğimiz kadar anlam kazanıyordur. Birini anlayabilmek, bir ana değer verebilmek, bir olayı hafızamıza kazımak… hepsi hissetme kapasitemizle ilgilidir. Hissettiğimiz kadar anlarız. Hissettiğimiz kadar karşılık veririz. Ve belki de en sonunda, hissedebildiğimiz kadar yaşarız. Ve hissedebildiimiz kadar insanızdır belki de. Çünkü duygular olmadan hayat sadece bir akış olurdu; içinde biz olmazdık. Renkleri ayırt etmemizi sağlayan şey gözlerimiz değil, o renklerin içimizde uyandırdığı duygular değil midir? Belki de yaşam, hissetmenin cesaretini gösterebilenler için gerçekten yaşanıyordur. As Much as We Feel Isn’t everything in life about feeling—about what it makes us feel? A word, a glance, a melody, a silence… They carry meaning only as deeply as the feeling they leave within us...

George Orwell: Hayvan çiftliği sendromu - Animal farm syndrome - Farm der Tiere syndrom

Resim
Seçimle yönetime getirdiğimiz insanların, George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ndeki domuzlara dönüşmeden koltuklarından kalkacakları bir sistem kurmalıyız. Çünkü tarih defalarca gösterdi ve hala gösteriyor ki: Güç, denetlenmezse yozlaşıyor. En idealist görünenler bile bir süre sonra konforun, unvanın, alkışın içinde kendilerini kaybediyorlar. “Biz halk için buradayız” diyerek çıktıkları yolda, bir bakarsın halktan kopmuş, koltuğun gölgesine sığınmış hale gelmişler. Sorun sadece yöneticilerde değil aslında; bazen biz seçmenler de o koltuklara dokunulmazlık payesi veriyoruz. Sanki seçtiğimiz kişi eleştirilemezmiş, hesap vermek zorunda değilmiş gibi davranıyoruz. Oysa demokrasinin özü, sorgulama hakkıdır. Sorgulamadığın güç, seni temsil etmeyi bırakır; seni yönetmeye başlar. Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde domuzlar sonunda insanlardan ayırt edilemez hale gelmişti. Bugün de farkında olmadan aynı döngüyü izliyoruz belki. İşte bu yüzden, koltukları kutsallaştırmadan, kişilere tapınmadan, s...