Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hırs mı, azim mi? - Ambition or Determination? - Ehrgeiz oder Entschlossenheit?

Resim
Hayatta ilerlerken çoğu zaman “hırslı olmalısın” denir. Hırs, çoğu zaman rakipleri geçme, başkalarını geride bırakma isteğini barındırır. Oysa ben hırsa değil, azme inanıyorum. Azim, kendi en iyi haline ulaşma çabasıdır. Başkalarıyla yarışmak yerine, kendi potansiyelini keşfetmek, her gün biraz daha ileriye gitmektir. Azim, sabırla, kararlılıkla ve inançla yürünen bir yolculuktur. Herkese gönlünden geçenlere ulaşma yolculuğunda azim dolu günler diliyorum. Bence, gerçek başarı başkalarını geçmek değil; kendi sınırlarını aşmak, kendi hikâyeni en iyi şekilde yazmaktır. Ambition or Determination? As we move forward in life, we are often told that we must be ambitious. Ambition frequently carries the desire to surpass competitors and leave others behind. Yet I do not believe in ambition—I believe in determination. Determination is the effort to reach one’s best self. Rather than competing with others, it is about discovering your own potential and moving a little further each day...

Latin Kadınlar - Latin Women - Lateinamerikanische Frauen

Resim
İzlediğim Hollywood film ve dizilerinde, hatta Latin Amerika yapımlarında bile Latin kadınların çoğunlukla gürültücü, duygularına hâkim olamayan, aşırı tepkisel bireyler olarak resmedildiğini fark ediyorum. Bu tekrar eden temsil biçiminin tesadüf olduğunu sanmıyorum; bu sinemanın ve televizyonun yıllardır yeniden ürettiği kültürel kalıpların bir sonucu gibi duruyor. Peki neden böyle? Çünkü stereotipler hikâyeyi kolaylaştırıyor. Sinema ve diziler, özellikle ana akım yapımlar, karakterleri derinlemesine inşa etmek yerine çoğu zaman klişelere yaslanıyor. Çünkü stereotipler, izleyiciye karakteri hızlıca tanıtmanın kolay bir yolu ve latin kadınlar söz konusu olduğunda bu klişe; yüksek sesle konuşan, dramatik, tutkulu ama kontrolsüz figür olarak şemalanmış. Bu temsiller, karakteri anlaşılır kılmak yerine indirgiyor aslında. Kadını bir birey olmaktan çıkarıp tek bir duygusal tona hapsediyor. Buna tutkunun karikatürleşmesi de diyebiliriz. Latin kültürleri genellikle tutkulu olarak tanıml...

Yalnızlık Senfonisi - Symphony of Solitude - Sinfonie der Einsamkeit

Resim
Hepimiz yalnızız.Çocuğumuz, bir ailemiz ve arkadaşlarımız olsa bile ... Ve aslında yalnızlığımızı kabullendiğimiz ölçüde özgürüz. Bu kabulleniş, acı değil; huzur getiriyor. Çünkü insan, kendi iç sesine kulak vermeyi, kendi varlığının yükünü ve huzurunu taşımayı öğrendiğinde kimseye “tamamlanmak” için ihtiyaç duymuyor. Yalnızlık bir eksiklik değil, kendinle kurduğun en dürüst ilişki oluyor. Ve bu kabul bizi birçok hatadan koruyabiliyor; Sırf yalnız kalmamak adına doğru hissetmediğimiz yerlerde bulunmaktan… Bize iyi gelmeyen insanlar için zaman harcamaktan … Sessizliğin içinde huzur bulmayı öğrenmek gerekiyor. Çünkü bazen kalabalıkların ortasında da yalnızız; ve bazen tek başımıza ama hiç olmadığımız kadar huzurluyuz. Yalnızlığı kabullenmek, bir boşluk değil; bir farkındalık hâli. Kendine yetebilmenin, kendinle iyi geçinebilmenin en dürüst biçimi. Belki de özgürlük, birine ihtiyaç duymadan ve ona tutunmadan sevebilmekte saklıdır. Symphony of Solitude We are all alone. Even if...

sınırlar - boundaries- grenzen

Resim
Sınır Tanımayan Doktorlar iyidir. İyileştirmek için sınır tanımazlar; insanı, milliyeti, dili, dini ayırt etmezler. Ama bir de “sınır tanımayan insanlar” var — onlar için hislerim o kadar iyi değil. Nerede susması gerektiğini bilmeyen, ne kadar içmesi gerektiğini kestiremeyen, başkasının hayatına müdahale etmemesi gerektiğini anlamayan insanlar… Sorulmadığı hâlde sürekli fikir beyan eden, her konuda bir “doğrusu” olan, ama kendi hayatının yanlışlarını asla fark etmeyen tipler… Peki bu insanlarla ne yapacağız? “Hayır” desen anlamıyorlar. “Sınırımı aşıyorsun” desen, sanki hiçbir şey söylememişsin gibi devam ediyorlar. Sanki senin alanın onların oyun bahçesiymiş gibi, sürekli girip çıkıyorlar. Oysa sınır, sadece fiziksel bir çizgi değildir; bir saygı ifadesidir. Birinin alanına saygı duymak, o kişiye değer vermektir. Ama bazı insanlar bunu anlamıyor. Çünkü onlar için “yakınlık” ile “müdahale” birbirine karışmış durumda. Kimi, sevdiğini zannederek haddini aşıyor; kimi, kendini öne...

Hissettiğimiz kadar - As much as we feel - So viel, wie wir fühlen

Resim
Hayatta her şey hissetmekle, bize ne hissettirdiğiyle ilgili değil midir? Bir kelimenin, bir bakışın, bir melodinin, bir sessizliğin… Bizde bıraktığı his kadar anlamı vardır. Belki de her şey, hissedebildiğimiz kadar anlam kazanıyordur. Birini anlayabilmek, bir ana değer verebilmek, bir olayı hafızamıza kazımak… hepsi hissetme kapasitemizle ilgilidir. Hissettiğimiz kadar anlarız. Hissettiğimiz kadar karşılık veririz. Ve belki de en sonunda, hissedebildiğimiz kadar yaşarız. Ve hissedebildiimiz kadar insanızdır belki de. Çünkü duygular olmadan hayat sadece bir akış olurdu; içinde biz olmazdık. Renkleri ayırt etmemizi sağlayan şey gözlerimiz değil, o renklerin içimizde uyandırdığı duygular değil midir? Belki de yaşam, hissetmenin cesaretini gösterebilenler için gerçekten yaşanıyordur. As Much as We Feel Isn’t everything in life about feeling—about what it makes us feel? A word, a glance, a melody, a silence… They carry meaning only as deeply as the feeling they leave within us...

George Orwell: Hayvan çiftliği sendromu - Animal farm syndrome - Farm der Tiere syndrom

Resim
Seçimle yönetime getirdiğimiz insanların, George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ndeki domuzlara dönüşmeden koltuklarından kalkacakları bir sistem kurmalıyız. Çünkü tarih defalarca gösterdi ve hala gösteriyor ki: Güç, denetlenmezse yozlaşıyor. En idealist görünenler bile bir süre sonra konforun, unvanın, alkışın içinde kendilerini kaybediyorlar. “Biz halk için buradayız” diyerek çıktıkları yolda, bir bakarsın halktan kopmuş, koltuğun gölgesine sığınmış hale gelmişler. Sorun sadece yöneticilerde değil aslında; bazen biz seçmenler de o koltuklara dokunulmazlık payesi veriyoruz. Sanki seçtiğimiz kişi eleştirilemezmiş, hesap vermek zorunda değilmiş gibi davranıyoruz. Oysa demokrasinin özü, sorgulama hakkıdır. Sorgulamadığın güç, seni temsil etmeyi bırakır; seni yönetmeye başlar. Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde domuzlar sonunda insanlardan ayırt edilemez hale gelmişti. Bugün de farkında olmadan aynı döngüyü izliyoruz belki. İşte bu yüzden, koltukları kutsallaştırmadan, kişilere tapınmadan, s...