Kayıtlar

Japonya ve Güney Kore - Japan and South Korea - Japan und Südkorea

Resim
Nisan ayının başında, sakura mevsiminin en büyüleyici zamanında Japonya ve Güney Kore’yi kapsayan iki haftalık bir seyahat yapma fırsatı bulduk. Bu yolculuk, yalnızca bir tatil değil; aynı zamanda iki farklı kültürü derinlemesine gözlemlediğimiz, karşılaştırdığımız ve hissettiğimiz bir deneyim oldu. Japonya’ya adım attığımız andan itibaren doğası ve atmosferi beni etkisi altına aldı. Her şeyin bu kadar düzenli, sistematik ve temiz olması gerçekten hayranlık uyandırıcıydı. İlginç olan şu ki, neredeyse hiçbir yerde çöp kutusu görmedim. Buna rağmen sokaklar tertemizdi. Gün içinde oluşan tüm çöplerimizi yanımızda taşıyıp otel odasına götürmek başta garip gelse de, bu sistemin nasıl kusursuz işlediğini görmek etkileyiciydi. Japon insanı ise ilk bakışta biraz mesafeli ve duygularını çok dışa vurmayan bir profil çiziyor. Sokakta gördüğüm kadarıyla çok mutlu göründüklerini söyleyemem; ancak elbette bu, kısa süreli gözlemlerle yapılabilecek sınırlı bir çıkarım. Davranış kalıpları oldukça k...

Her Sorunun Cevabı Olmak Zorunda Mı?- Does Every Question Have to Be Answered? - Muss jede Frage beantwortet werden?

Resim
Hem özel hayatımda hem iş hayatımda sık sık aynı hissi yaşıyorum: Her soruya, hemen cevap vermem gerekiyormuş gibi bir telaş. Bazen bu telaş, gerçekten önemli sorular için değil; anlamsız, hatta saçma sorular için bile ortaya çıkıyor. İçimde sürekli bir acelecilik var, sanki hemen cevap vermek bir zorunlulukmuş gibi, sanki cevap vermek bir görevmiş te ben bunu gecikmeden yerine getirmeliymişim gibi. Ama son zamanlarda fark ettim ki, belki de her soru gerçekten bir cevabı hak etmiyordur. Bazen sessizlik te bir cevap olabilir. Anlamsız sorulara bile cevap vermek zorunda hissetmek yorucu oluyor ve ben artık bu yorgunluğu istemiyorum. Şimdi kendime şunu hatırlatıyorum: Her soruya cevap vermek zorunda değilim. Bazı sorulara sessiz kalmak, daha çok şey anlatabilir. Ve belki de en önemlisi, bu sayede hem kendimi korurum hem de yaşamın temposunu biraz yavaşlatabilirim. Does Every Question Have to Be Answered? Both in my personal life and in my professional life, I often experience the...

neden bu ısrar? why this insistence?- warum diese Hartnäckigkeit?

Resim
neyin ısrarı? Bazen bir şeyi tamamen mantık çerçevesinde anlatırsınız. Neden yapılmaması gerektiğini açıkça söylersiniz. Ama bazı insanlar, tüm bu açık ifadeye rağmen aynı şeyi yapmaya devam eder. Gerçekten gıcık oluyorum. İçimden “Derdiniz ne?” diye sormak geliyor. Ve aynı zamanda düşünmeden edemiyorum: “Gerçekten açıkça ilettiğim bu talepte , anlamadığınız ne?” Güzelce talep ediyorum, anlayış gösterip çözmek var iken. Tatlı uyarılara rağmen devam edip, illa karşınızdakinin tepesini attırıp, tamam bir daha yapmam noktasına gelmenin ne anlamı var? Ne oldu? Çocukluğunuzda size çizilmeyen sınıra mı vardınız? Size böyle davranılınca, daha mı iyi oldu? Bu mudur, kendinize reva gördüğünüz davranış biçimi? Peki , ben mutlu muyum acaba böyle davranmak zorunda kalmaktan? Bunu hiç düşündünüz mü? Size söylenen bir sözü anlamak için neden iletişimde bu yüksek perdeye ve gerilime ihtiyaç duyuyorsunuz? Sevimsiz bir insanlık hali. Belki mesele sadece iletişim değildir, altında başka şeyler ...

Bir Anın Gücü - The Power of a Moment - Die Kraft eines Moments

Resim
Kızım bir ödev kapsamında hayatında onu en çok etkileyen anı tarif etmiş. Okumamız için bize de gönderdi ve okuyunca gördüm ki anın içinde biz de vardık. Ve, bu anın etkileyiciliğini sadece manzaranın güzelliğine değil, ailece paylaşılan bir an olmasına bağlamış. Bunun beni ne kadar mutlu ettiğini tarif bile edemiyorum. Şu dönemde zaman zaman büyüme halleri ile baş etmeye çalışırken kendimi yetersiz, bazen başarısız hissedebiliyorum. Ama bu yazı, bana doğru yolda olduğumuzu, sevgi ve birlikte geçirilen zamanın en değerli şey olduğunu tekrar hatırlattı. O an, bir manzara kadar göz alıcı olmasa da, kalbimizde bıraktığı izle büyüyor. İşte bu yüzden umut doluyum; çünkü bazen en büyük sevgi, birlikte paylaşılan küçük anlarla hatırlatıyor kendisini. The Power of a Moment As part of an assignment, my daughter described the moment in her life that affected her the most. She sent it to us so we could read it, and when I did, I realized that we were part of that moment as well. What ...

Hırs mı, azim mi? - Ambition or Determination? - Ehrgeiz oder Entschlossenheit?

Resim
Hayatta ilerlerken çoğu zaman “hırslı olmalısın” denir. Hırs, çoğu zaman rakipleri geçme, başkalarını geride bırakma isteğini barındırır. Oysa ben hırsa değil, azme inanıyorum. Azim, kendi en iyi haline ulaşma çabasıdır. Başkalarıyla yarışmak yerine, kendi potansiyelini keşfetmek, her gün biraz daha ileriye gitmektir. Azim, sabırla, kararlılıkla ve inançla yürünen bir yolculuktur. Herkese gönlünden geçenlere ulaşma yolculuğunda azim dolu günler diliyorum. Bence, gerçek başarı başkalarını geçmek değil; kendi sınırlarını aşmak, kendi hikâyeni en iyi şekilde yazmaktır. Ambition or Determination? As we move forward in life, we are often told that we must be ambitious. Ambition frequently carries the desire to surpass competitors and leave others behind. Yet I do not believe in ambition—I believe in determination. Determination is the effort to reach one’s best self. Rather than competing with others, it is about discovering your own potential and moving a little further each day...

Latin Kadınlar - Latin Women - Lateinamerikanische Frauen

Resim
İzlediğim Hollywood film ve dizilerinde, hatta Latin Amerika yapımlarında bile Latin kadınların çoğunlukla gürültücü, duygularına hâkim olamayan, aşırı tepkisel bireyler olarak resmedildiğini fark ediyorum. Bu tekrar eden temsil biçiminin tesadüf olduğunu sanmıyorum; bu sinemanın ve televizyonun yıllardır yeniden ürettiği kültürel kalıpların bir sonucu gibi duruyor. Peki neden böyle? Çünkü stereotipler hikâyeyi kolaylaştırıyor. Sinema ve diziler, özellikle ana akım yapımlar, karakterleri derinlemesine inşa etmek yerine çoğu zaman klişelere yaslanıyor. Çünkü stereotipler, izleyiciye karakteri hızlıca tanıtmanın kolay bir yolu ve latin kadınlar söz konusu olduğunda bu klişe; yüksek sesle konuşan, dramatik, tutkulu ama kontrolsüz figür olarak şemalanmış. Bu temsiller, karakteri anlaşılır kılmak yerine indirgiyor aslında. Kadını bir birey olmaktan çıkarıp tek bir duygusal tona hapsediyor. Buna tutkunun karikatürleşmesi de diyebiliriz. Latin kültürleri genellikle tutkulu olarak tanıml...

Yalnızlık Senfonisi - Symphony of Solitude - Sinfonie der Einsamkeit

Resim
Hepimiz yalnızız.Çocuğumuz, bir ailemiz ve arkadaşlarımız olsa bile ... Ve aslında yalnızlığımızı kabullendiğimiz ölçüde özgürüz. Bu kabulleniş, acı değil; huzur getiriyor. Çünkü insan, kendi iç sesine kulak vermeyi, kendi varlığının yükünü ve huzurunu taşımayı öğrendiğinde kimseye “tamamlanmak” için ihtiyaç duymuyor. Yalnızlık bir eksiklik değil, kendinle kurduğun en dürüst ilişki oluyor. Ve bu kabul bizi birçok hatadan koruyabiliyor; Sırf yalnız kalmamak adına doğru hissetmediğimiz yerlerde bulunmaktan… Bize iyi gelmeyen insanlar için zaman harcamaktan … Sessizliğin içinde huzur bulmayı öğrenmek gerekiyor. Çünkü bazen kalabalıkların ortasında da yalnızız; ve bazen tek başımıza ama hiç olmadığımız kadar huzurluyuz. Yalnızlığı kabullenmek, bir boşluk değil; bir farkındalık hâli. Kendine yetebilmenin, kendinle iyi geçinebilmenin en dürüst biçimi. Belki de özgürlük, birine ihtiyaç duymadan ve ona tutunmadan sevebilmekte saklıdır. Symphony of Solitude We are all alone. Even if...

sınırlar - boundaries- grenzen

Resim
Sınır Tanımayan Doktorlar iyidir. İyileştirmek için sınır tanımazlar; insanı, milliyeti, dili, dini ayırt etmezler. Ama bir de “sınır tanımayan insanlar” var — onlar için hislerim o kadar iyi değil. Nerede susması gerektiğini bilmeyen, ne kadar içmesi gerektiğini kestiremeyen, başkasının hayatına müdahale etmemesi gerektiğini anlamayan insanlar… Sorulmadığı hâlde sürekli fikir beyan eden, her konuda bir “doğrusu” olan, ama kendi hayatının yanlışlarını asla fark etmeyen tipler… Peki bu insanlarla ne yapacağız? “Hayır” desen anlamıyorlar. “Sınırımı aşıyorsun” desen, sanki hiçbir şey söylememişsin gibi devam ediyorlar. Sanki senin alanın onların oyun bahçesiymiş gibi, sürekli girip çıkıyorlar. Oysa sınır, sadece fiziksel bir çizgi değildir; bir saygı ifadesidir. Birinin alanına saygı duymak, o kişiye değer vermektir. Ama bazı insanlar bunu anlamıyor. Çünkü onlar için “yakınlık” ile “müdahale” birbirine karışmış durumda. Kimi, sevdiğini zannederek haddini aşıyor; kimi, kendini öne...

Hissettiğimiz kadar - As much as we feel - So viel, wie wir fühlen

Resim
Hayatta her şey hissetmekle, bize ne hissettirdiğiyle ilgili değil midir? Bir kelimenin, bir bakışın, bir melodinin, bir sessizliğin… Bizde bıraktığı his kadar anlamı vardır. Belki de her şey, hissedebildiğimiz kadar anlam kazanıyordur. Birini anlayabilmek, bir ana değer verebilmek, bir olayı hafızamıza kazımak… hepsi hissetme kapasitemizle ilgilidir. Hissettiğimiz kadar anlarız. Hissettiğimiz kadar karşılık veririz. Ve belki de en sonunda, hissedebildiğimiz kadar yaşarız. Ve hissedebildiimiz kadar insanızdır belki de. Çünkü duygular olmadan hayat sadece bir akış olurdu; içinde biz olmazdık. Renkleri ayırt etmemizi sağlayan şey gözlerimiz değil, o renklerin içimizde uyandırdığı duygular değil midir? Belki de yaşam, hissetmenin cesaretini gösterebilenler için gerçekten yaşanıyordur. As Much as We Feel Isn’t everything in life about feeling—about what it makes us feel? A word, a glance, a melody, a silence… They carry meaning only as deeply as the feeling they leave within us...

George Orwell: Hayvan çiftliği sendromu - Animal farm syndrome - Farm der Tiere syndrom

Resim
Seçimle yönetime getirdiğimiz insanların, George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ndeki domuzlara dönüşmeden koltuklarından kalkacakları bir sistem kurmalıyız. Çünkü tarih defalarca gösterdi ve hala gösteriyor ki: Güç, denetlenmezse yozlaşıyor. En idealist görünenler bile bir süre sonra konforun, unvanın, alkışın içinde kendilerini kaybediyorlar. “Biz halk için buradayız” diyerek çıktıkları yolda, bir bakarsın halktan kopmuş, koltuğun gölgesine sığınmış hale gelmişler. Sorun sadece yöneticilerde değil aslında; bazen biz seçmenler de o koltuklara dokunulmazlık payesi veriyoruz. Sanki seçtiğimiz kişi eleştirilemezmiş, hesap vermek zorunda değilmiş gibi davranıyoruz. Oysa demokrasinin özü, sorgulama hakkıdır. Sorgulamadığın güç, seni temsil etmeyi bırakır; seni yönetmeye başlar. Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde domuzlar sonunda insanlardan ayırt edilemez hale gelmişti. Bugün de farkında olmadan aynı döngüyü izliyoruz belki. İşte bu yüzden, koltukları kutsallaştırmadan, kişilere tapınmadan, s...

Artic Cirle Laponya' dan Rutinime - From the Arctic Circle Lapland to My Routine - Vom Polarkreis Lappland zu meiner Routine

Resim
Geçtiğimiz hafta Finlandiya ve İsveç'i kapsayacak şekilde bir seyahat yaptık. Seyahatimiz oldukça atraksiyonluydu; Noel Babanın köyünün ziyareti, husky, ren geyiği ve kar motoru sürüşleri, kuzey ışıkları avı, buz otel ve benim için en heyecanlı kısmı buzkıran ile , buzlu denizde özel kıyafetler ile yüzme deneyimi. Bu hafta o anıların canlılığı ile geçiyor. Rutinimin bozulmasına açık bir insan değilim. Günlük düzenim, bana güven ve kontrol hissi veriyor. Fakat farkındayım ki hayatımda gerçekten fark yaratan hikâyeler, çoğu zaman rutinimin dışına çıktığım anlarda başlıyor. Seyahat etmeyi çok seviyorum. Yeni yerler görmek, farklı tatlar denemek, başka kültürleri hissetmek… Hepsi bana çok iyi geliyor. Ama ne zaman bir seyahat planlasam, içimi bir endişe dalgası kaplıyor: Ya bir şey unutursam? Sonra kendime hatırlatıyorum: Unut, ne olacak ki? Gittiğin yerden alırsın. Ya bir şey olursa? diyorum; Olabilir, seyahate çıkmasan da birşeyler olabilir. Bu küçük iç konuşmalarla kendimi rah...

Bu Kadar Yakın, Bu Kadar Uzak- So Close, Yet So Far -So nah und doch so fern

Resim
Bazen düşünüyorum; politikacıların sermayedarlarla el ele verip tüm dünyada, milyonlarca insanı taraf yapmaya çalıştığı o büyük düzeni… Herkesi bir yere ait olmaya, birine karşı durmaya, bir grubun parçası gibi hissetmeye zorluyorlar. Oysa gerçekte, çoğumuzun derdi bambaşka, sadece güzel bir hayat sürmek... Hepimiz akşam ne pişireceğimizi, ne yiyeceğimizi düşünüyoruz. 3. dünya savaşı çıkcak mı diye endişeleniyoruz. Çocuğumuzun bizden istediği bir şeyi bütçemize göre ne zaman alabileceğimizi planlıyoruz. Şanslıysak, belki önümüzdeki yaz tatile nereye gidebileceğimizi konuşuyoruz. Biraz huzur, biraz güven, biraz da sevdiklerimizle vakit geçirebileceğimiz alanlar arıyoruz. Endişelerimiz ortak. Sevinçlerimiz, korkularımız, planlarımız benzer. O zaman nasıl oluyor da birbirimize bu kadar yabancılaşabiliyoruz? Nasıl oluyor da aynı gökyüzünün altında yaşarken, bu kadar uzak düşebiliyoruz? Belki de politikacılar bizi bölmeye çalışırken biz farkında olmadan kendi kalelerimizi örüyoruz — “b...

farklılıkları sevmek - loving differences - unterschiede lieben

Resim
Kızım üniversiteye kayıt yaptırdı. Ağustos ve Eylül ayları, onun kaydı, yaşayacağı ev ve yeni düzeniyle ilgili telaşlarla geçti. Ekim başında ise okul açılmadan önce bir hafta boyunca online oryantasyon eğitimleri oldu. O programlardan birinde, kulüp çalışmaları kapsamında şu cümle geçti: “Ortak hedef için aynı düşünmeseniz de, birlikte çalışıp hedefe varmayı öğreniyorsunuz.” O cümle içimde derin bir düşünceler bıraktı. Çünkü tam da hayatın birçok alanında olması gerektiği gibi, gençlere “farklı düşünebilirsin; önemli olan birlikte çalışabilmek” öğütleniyordu. Ve o anda bu cümle ülkemde ve dünyada olanlara karşı hissettiklerimle birleşti. Öncelikle ülkem ve insanlarını ele alırsam ; hepimiz kendimizce ülkemizi seviyoruz; herkes barış, huzur ve refah istiyor. Peki o zaman nasıl oldu da yıllar içinde bu kadar parçalandık? Nasıl oldu da politikacıların, çıkar gruplarının oyunlarına gelerek birbirimizi karşıt, bazen de düşman gibi görür hâle geldik? Daha geniş bir açıdan dünyaya ba...

evlilik - marriage - ehe

Resim
Evlenmek kolay. Bir imza, bir merasim, birkaç güzel dilek… Ama bir evliliği sürdürmek, işte o gerçekten emek isteyen, sabırla ve anlayışla örülmesi gereken bir yolculuk. Yani evliliğin sürmesine gönlümüzün olması gerekiyor Bizim dilimizde evli olduğun kişiye kocam ya da karım demenin yanında bir de “eşim” dersin. Güzel bir kelimedir “eş”. Çünkü sadece “evlendiğim kişi” anlamına gelmez; “denk olan, karşılığı olan” demektir. Ama düşününce… bu ne kadar büyük bir beklenti aslında. İkiz kardeşinin bile her konuda dengin olamayacağı bir hayatta, belki de başta sana tamamen yabancı olan birine “denk” payesi veriyorsun. Onun seninle aynı hızda, aynı duyguda, aynı düşüncede olmasını bekliyorsun. Belki de ilişkileri zorlaştıran tam olarak bu — sürekli bir “denk olma” beklentisi. Oysa hayat, insan, duygu — hiçbir şey sabit değil. Bugün denk olduğun kişiyle, yarın bambaşka yerlerde olabiliyorsun. Gerçek emek, o denklik kaydığında yeniden birbirine yaklaşabilmekte. Aynı frekansı yeniden bulma...

iletişim - communication- kommunikation

Resim
Ben olayların ve durumların eğilip bükülmeden, olduğu gibi konuşulması gerektiğine inanıyorum. Ne ise o. Bu yaklaşım, insan ilişkilerinde kısa vadede zorluklar yaratabiliyor; çünkü herkes doğrudanlığa alışık değil. Ancak uzun vadede, bu açıklık sayesinde çok daha güçlü, güvene dayalı ilişkiler kurulabiliyor. Çünkü inanıyorum ki insanlar arasındaki birçok anlaşmazlık, aslında “net olmamaktan” kaynaklanıyor. Ne hissettiğimizi, ne düşündüğümüzü, ne istediğimizi tam olarak söylemeyip ima etmeyi seçiyoruz. Karşımızdakinin bizi anlamasını bekliyoruz, ama o kişi bizim zihnimizi okuma becerisine sahip değil. Sonuç: kırgınlık, yanlış anlaşılma, uzaklaşma. Tabii burada kastettiğim şey, her konuda fikir beyan etmek ya da kimsenin değiştiremeyeceği şeyler —örneğin dış görünüşü— hakkında yorum yapmak değil. Açıklıktan bahsederken, aslında duygularımız ve beklentilerimiz konularında net olmayı kastediyorum. Yani karşımızdakinden ne umduğumuzu, hangi davranışların bizi etkilediğini, nelerin bi...

demokrasi: bir yalan mı? democracy: is a lie? - demokratie: eine lüge?

Resim
Demokrasi bütük bir yalan mı? Sandığın ötesine gitmeyen bir yanılsama mı? “Ülkemde ve dünyada olanlara bakıyorum ve bazen kendimizi büyük demokrasi yalanı ile avutuyor muyuz acaba diye düşünmekten, kendimi alamıyorum.” Bu cümle, aslında hepimizin ortak bir iç çekişi gibi. Çünkü artık demokrasi, çoğumuz için sadece bir kavramdan ibaret. Kitaplarda tanımlanan o ideal sistemin, hayatlarımızda nasıl bir karşılığı kaldı, gerçekten biliyor muyuz? Sadece sandık demokrasi midir? Demokrasinin simgesi olarak sandığı gösteririz. Oy vermek, halkın iradesinin yansımasıdır deriz. Ama sandık sadece bir araçtır — amaç değil. Eğer seçimler, manipülasyonun, yalanın, kutuplaşmanın gölgesinde yapılıyorsa; eğer vatandaş oy verirken özgür iradesinden çok korkularıyla hareket ediyorsa, o zaman sandık da bir yanılsamadan ibaret olmuyor mu? Demokrasi, sadece seçme hakkı değil; bilgiye erişme hakkı, eleştirebilme cesareti ve hesap sorabilme gücü değil mi? Bu sorgulamanın sadece bizim ülkemize özgü olmadı...

büyümek - to be grown up- erwachsen zu sein

Resim
Kızım bu sene 18 yaşında ve üniversiteli oldu. Gözlerimin önünde büyüme sancılarının tümünü çekiyor ve gelecekte olacağı kişi için kozasında debelenip duruyor. Evet gençler büyümeye çok hevesli ama gerçekten hazırlar mı? Büyümeyi sadece istedikleri her şeyi yapma özgürlüğü olarak görüyorlar. Peki ya kendi hayatlarının sorumluluğunu almak, buna hazırlar mı? Tüm endişelerimi içimde derleyip toparlayıp, aşağıda ki mesajı kızıma attım. Umarım kendi iyi halini bulma yolunda, kendisine ışık olur ... Büyümek demek, istediğin her şeyi yapmakta özgürsün demek değildir canım kızım. Çocukken hepimiz bir an önce büyümek istedik. Geç yatmak, istediğimizi yemek, kimseye hesap vermemek, kararları kendimiz almak… “Büyüyünce özgür olacağım” fikri, çoğumuzun zihninde masalsı bir gerçeklik gibiydi. Ama zaman geçip gerçekten büyümeye başladığımızda fark ettik ki, özgürlük hiç de hayal ettiğimiz kadar "sınırsız" değildi. Aslında büyümek, sınırsız özgürlüğün değil, sorumlulukla yoğrulmuş bi...